26 Haziran 2016 Pazar

Mezuniyet

Bazen güzel şeylerin güzel kalabilmesi için bitmesi gerekir.
Mevsimlik bir çiçeğin mevsiminde açması gibi.
O çiçek solup yaprakları döküldüğünde üzülmemeli insan. Bir sonraki mevsiminde daha gür
olacak olan bu bitkinin daha güzel çiçek açacağının bilincinde olmalı.
En son çiçeğimi dökmemin ardından seneler geçmişken ve şu genç yaşına rağmen tekrar
açmasına ihtimal vermediğim anda tekrar açması…
Bu geçen yıllarda yalnızlık olgunlaştırmıştı beni.
Sessiz ve umutsuz bekleyişin ardından gelen mutluluk, benim için yere göğe sığamayacak kadar
çoktu. Bu gece o çok kısa 41 günün ardından “41 kere maşallah” dememekten kaynaklanacak ki yine
soldu çiçekler.
Ama üzgün değilim. Çünkü o mutluluğu hiç yaşamama ihtimalim de vardı ve yaşamış olmanın
bana tekrar kattığı heyecandan çok memnunum. O kadar ki, eğer şimdi geçmişe dönüp tekrar seçme
gibi bir hakkım olsa o anı biteceğini bile bile yine seçerdim.
Her birleşmenin yeni bir haz ve her ayrılığın yeni bir ders verdiğine inanıyorum. İlk ve orta
öğrenimim biteli yıllar oldu ama bu gece yarısı o beklenen teneffüs zilini tekrar duydum. Evet,
teneffüse çıkan bir çocuk kadar mutluyum şu an.
Mutluluğum ders bittiği için değil; birçok eksiği olan biri olarak bu derste eksiklerimi biraz olsun
giderdiğim için. Bu kısa süre bir sürü kazanım ve güzel anılarla dolu.
İlk defa biriyle gülerek ayrıldık. Buruk gülüşler belki. Ama yine de gülerek… Bu ayrılığın adını mezun ayrılık koydum.
Çünkü bu gece ben çaldığın o teneffüs ziliyle sınıfı terk etmek zorunda kalmadım sevgili, sadece o güzel kalbinde son dersti, mezun oldum…

Diplomam dikdörtgen değil, kalp şeklinde olsun.

25 Haziran 2016 Cumartesi

Baraj

Sana karşı hissettiğim duyguları kendime ifade etmeye çalışırken bir baraj canlanıyor
gözümde:
Barajın göledi sevgi dolu, kapaklarının arkasındaki kanallarda o sevginin üstüne gürül gürül akmayı bekleyen bir aşk var. Açmıyorum. Dolsun istiyorum o kanallar tıka basa, aşkı sevgiye tepeden sızdırsın, yavaş yavaş aksın içine. Bitmesin mümkünse, sonsuz olsun. Hem barajın arka kısmındaki çorak toprakları da sular böylece aşk.
Bak bahar yakın, her yanım yeşillenir, çiçekler açar gönlüm. Kelebekler bir günlük ömürlerini etrafımda geçirmek için beni seçer. Seçilmiş olurum, sen beni seçtiğin için.
Yaz gelip çekilince sular sevgi gölümden üzülme. Buharlarımdan bulut olur kalbine yağarım.
Yaz yağmuru çok güzeldir ya, o boğucu sıcakta gönlünü ferahlatır sevgim.
Bak şimdi kalbimin dört kapakçığı dört mevsim. Aklıma bir söz geldi; “İzmir kadar güzelsin.”
Sen evsiz kalmış sevdama evsin. Ben yanında olayım, gerisini Allah gönlüne göre versin...

Hala sana dua ediyorsam çok sevmişim bence.

20 Haziran 2016 Pazartesi

Dağ

Sevmek sarp bir dağa tırmanmak gibi.
Her sevdalı tutkulu bir dağcı. Amatör dağcılarda var işin içinde: Hoşlananlar. Kimisi küçük tümsekleri büyütüyor gözünde gıdım gıdım tırmanırken, kimisi kendi gördüğü tepeyi en yükseği sanıyor.
Ama en büyük tutku sevmek; tutkulu sevmek. Zorlu bir tırmanış bıkmadan. Zirvesi bulutlardan görünmeyen o dağın engellerini aşmak zirveye ulaşmak uğruna...
Bazısı düşüyor tırmanırken, aşağıya kadar yuvarlanıyor yara bere içinde. Bazısı zirveye ulaştığında dik bir dağın uçurumuna ulaştığını anlıyor; seviniyor önce, dikiyor bayrağını, sonrası ya iniş ya da ölümüne atlayış o uçurumdan. Zirvede hava çok soğuk, şartlar güç. Zirvede kalmak, herkesin harcı değil.
Onca verilen emeğin ardından zirveden inmek de çok zor. Uçurumdan atlamak ise kimsenin istemeyeceği bir şey.
çok tuhaf bu sevgi dağı; ister düş, ister yuvarlan, ister atla ölmüyorsun. Yaralanıyorsun belki, kırılıyorsun. Ama ölmüyorsun. Yerde yüzüstü yattıktan sonra bir süre, kalkıp yürümeye devam ediyorsun kırlarda. Tekrar bir dağ bulup tırmanma umuduyla ya da hiç bir umut olmadan. Her halükarda yürüyorsun. Nefesin tükenene kadar...

Nefes aldığımız sürece seveceğiz…

19 Haziran 2016 Pazar

Gitmesindi

Her şeyi uç noktalarda yaşadığım söylenebilir... Örneğin birini ya seviyorum ya sevmiyorum; seversem hep seviyorum, sevmezsem hiç sevmiyorum. Seversem yanımda olsa da seviyorum, yanımda olmasa da seviyorum. Ya özlüyorum ya özlemiyorum; özlersem hep özlüyorum, özlemezsem hiç özlemiyorum. Özlersem yanımda olsa da özlüyorum, yanımda olmasa da özlüyorum.
Hadi yanındayken de sevmek tamam da yanındayken özlemek çok uç değil mi? Değil, çünkü ben biliyorum ki bu yazıyı okuyan herkes tıpkı benim gibi hayatında birini yanındayken bile özledi.
Hayatın sorumluluklarının kısa veya uzun süreli bir ayrılık gerektireceğini bilerek özledi. Bir son "Elveda" olasılığını ya da sıkça "Sonra görüşürüz" deneceğini bilerek özledi. Yanındayken bile özledi.
Gitmesini istemedi hiç. Gitmesindi birileri onun için.
Çünkü ondan hep birileri gitti. En sevdiği gitmesindi.
Kısa bir süre için ya da hiç dönmemecesine gitti o biri de. Ve biz, yastığımıza başımıza koyarak geceye gözlerimizi kapadık. Yeni bir güne uyanmak için, belki gelir diye...

Herkes kalmak zorunda değil ama birileri gitmesin…

18 Haziran 2016 Cumartesi

Elâ

Hiç bilmediğim bir yerde çiselesin yağmur.
Yağmur bilindik, bildiğin yağmur. Toprağın ve bitkilerin kokusu dolsun içime huzur huzur. Islansın saçlarım. Süzülsün damlalar yanaklarımdan aksın.
Usulca essin rüzgâr, canımı acıtmasın. Hasta etsin ruhu zatürre olmuş bedenimi ziyanı yok. Yeter ki yüzümü ay aydınlatsın.
Benim güneşten de bir beklentim yok artık.
Bildiğim yerlerde doğudan değil, beton binaların arkasından doğardı o. Doğmasın öyle yapacaksa.
Rica ediyorum, bu bilmediğim yerde çirkin binalar olmasın. Çalı çırpıdan kendime ev yapayım dişi kuşçasına. Ağlamasın yokluğumda ben çocukken ölen sakalarım.
Hiç tanışmadığım sen gel işte tam o zaman.
Bu bilinmedik yerde iki yabancı... Haydi, gel tanışalım.
Sohbet edelim biraz, mutluluğun rengini tartışalım. Sen, yeşil de bakarak gözlerime; ben, kahve diyeyim: Elâ da anlaşalım.

Gözlerine bakınca ne gördüğümü anlatabilirim sayfalarca…

17 Haziran 2016 Cuma

Masa

Bir süre sonra İzmir'den ayrılacağım için görüşme fırsatı bulamadığım arkadaşlarımla
buluşuyorum bu aralar. Alışkın olmadığım bir şekilde ekildim bugün. Sanırım görüşme fırsatını
sadece benim oluşturmam yetmiyor. Sorun değil. Sakin bir mekana oturdum kitap okuyorum.
Gözüm arada yandaki masaya kayıyor. Çok değil, birkaç ay önce bizim oturduğumuz ve bu sakin mekana göre biraz sesli kaçarak sohbet ettiğimiz masa bu. Boş, yeller esiyor yerimizde şimdi. Derken bir çift oturuyor... Yeni tanışmışlar belli. Kendilerinden bahsediyorlar. Fazla zaman geçmeden arada gülüşmeler biraz da kahkaha başlıyor. Çocukla göz göze geliyorum: Gülümsüyoruz. Yaşadığımız anlar tekrarlanıyor o masada. Belki kendince bir uğuru var, bilmiyorum.
Kitabıma dönüyorum. Gorki zorluklar yaşıyor, çözüm arıyor. Kitapta biraz ben, yan masada biraz biz var. Huzur vermiyor ama üzmüyor da. Şu sıralar tamamen duyarsızım. Duyarsızlık alışkın olduğum bir duygu değil. Hatta duyarsızlık belki bir duygu bile değil.
Konuyu dağıtayım en iyisi: Kordon'da hava güzel bugün. Ne üşüyecek kadar soğuk, ne bunaltacak kadar sıcak. Benim için tam kahve havası. Bir yudum daha alıyorum. Kulağım yan masada konuşulanlara kayıyor tekrar… Ayıp bu yaptığım. Kalkma vakti. Geçmişe selam; garsona hesap verip, yan masaya da mutluluklar dileyerek geleceğe yürüyorum…

Belki yol üstünde karşılaşırız…

14 Haziran 2016 Salı

İnanır mısın

İnanır mısın bende unuttum yazmayı.
Hiç olmadığım kadar mutsuz ve hiç olmadığım kadar mutlu hissettim gurbette. Ama hiç birinde de yazasım gelmedi.
Şimdi sen bana uzaksın diye bu belki.
Belki güneş burada İzmir'de olduğu kadar güzel doğmadığı için. Hatta bazı günler güneşi görmediğim için.
Belki deniz, belki de martılar olmadığı için.
Belki duymadığımdan arabaların radyosundan gelen duygusal şarkıların sesini.
Belki de sokaklarda hiç kedi köpek olmadığından.
Üşüdüğümden belki. Hatta belki de kömür sobası olmadığından.
Belki yediğim domatlar tarla olmadığı için.
Belki meyveler tatsız diye. Belki Türk Kahvesi içimi ısıtmadığı için.
Gözlerinin kahvesi buradaki insanların renkli gözlerinde yok diye belki. Belki o renkli gözlerin içi seninkiler gibi gülmediği için.
İnanır mısın bende unuttum yazmayı.
Unutmama rağmen yazdım, aşka doymadığım için...

Doyulacak bir şey değil demiştim ama bu kadar da aç kalmasaydım iyiydi…

13 Haziran 2016 Pazartesi

Afiyet Olsun

Gülüyoruz yine ellerimizde gül olmadan.
Çiçek toprakta güzel. Acaba sana aldığım kaç çiçek kaç kuruşa kesildi dalından? Vazoya bile
koymadığından, söyle kaç gün yaşadı?
Gülleri soldurduk biz. Ah aldık çiçeklerden.
Hatırlamıyorum artık "Bitmeyecek" dediğin sevginin kaç gün içinde kaldığını. Vazoya koysan
sevgini, acaba bir kaç gün daha dayanır mıydı?
Gülüyoruz yine ayrı yerlerde aynı zamanda ama ellerimiz bir olmadan. Yaz sıcağında bile içim soğur biraz.
Yedin bitirdin çünkü bir anda sevgimizi.
Kalktım bende sofradan.
Ama aşka doymadan…

Aslında aşk, doyulacak bir şey değil.

12 Haziran 2016 Pazar

Önsöz

"Alo" dedi sadece: 3 harf, 1 kelime. Çok uzun zamandır duymamıştım sesini. Durdum. Hiç bir şey diyemedim. Oysa aramadan önce defalarca düşünmüş, ne diyeceğimi, neler söyleyeceğimi onlarca kez içimden tekrar etmiştim. Sustum. "Alo?" dedi tekrar. Yine 3 harf, 1 kelime. Belki sonunda bir soru işareti: Hepsi bu kadar. O bir şey anlatmak istemedi ama ben çok şey anladım. Tüm güzel anılar geçti gözlerimin önünden saliselerce. İnanır mısın, bir saniyeye yüzlerce anı sığdırdım. Telefonu
kapattı. O unutulmaz anları bir anda tekrar yaşayıp mutluluğa erişmişken doldu gözlerim. Öylece kaldım. Sonrası sırf sesini duydum diye biraz avuntu, biraz da hüzün...

Çok Aynıyız, ayrılıkların "Çok farklıyız" klişesine inat, insanca duyguların; sevinçlerin-hüzünlerin, sadece bizim yaşadığımızı düşündüğümüz, bize özel sandığımız ama aslında hepimizin yaşadığı anlarla dolu, duygu yüklü bir kitap: İnsanlığımızı hatırlatan ve bizi anlatan. Kış aylarında içinizi ısıtması, yaz aylarında içinize su serpmesi dileklerimle…

Not: Yaz-kış fark etmeksizin bir fincan kahve ile birlikte tüketilmesi tavsiye edilir.