Kayıtlar

Eylül, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Anlat

Günaydın. Hava soğuk biraz dikkat et. Sana sarılan birileri de yoktur şimdi. Olmasın da zaten. Kim sarıldıysa omuzlarından tuttuğu gibi devirmeye çalışmadı mı seni? Sen yine de ayakta kaldın. O kadar alıştın ki ayakta kalmaya yorulmuyorsun artık pek. Yalnız ayakkabıların eskimiş biraz. Boş ver, dost başa bakar değil mi? Bakıyorum da yüzüne gülümsüyorsun. Ama gülüşünün güzelliği kadar acıların var. Kahveyi şekersiz iç. Acıların daha tatlı gelir belki. Gelmeme ihtimaline karşı yanında çikolata ikram etmeleri ondan.
Yürüyeceksin yine sokaklarda. Koşmayacaksın ama hiç. Dizlerinde hala düşmelerinin izi var dikişsiz.
Bak hala ayakta... Ama yalnız değil, sadece tek başına.
Hiç olmadığı kadar güçlü bugün. Güçlü olduğu kadar da hiç.
Otur biraz, dinlen. Hem söyle artık biliyorum:
Anlatacakların var...

Sahi, anlatsana biraz...

Keyifsiz

Bazen keyfimizin yerinde olmadığı anlar olur. Açıkçası benim keyfim neredeyse hep denecek kadar yerinde. Yormuyorum, üzmüyorum kendimi üzünülmeyecek şeylere. Bunun bir kaç nedeni var. En büyük nedeni ise dünyada derdini çözmeye gücü yetmeyen birçok insan varken kendi dertlerimden dolayı üzülmeyi kendime hak görmediğim için. Ancak ilk paragrafta da belirttiğim gibi bazen keyfimizin yerinde olmadığı anlar olur. Ben keyfim yerindeyken paylaşırım. Enerji paylaşılan ve paylaştıkça güçlenen bir şey. Aynısı negatif enerji için de geçerli. İşte böyle anlarda negatifi paylaşmamak için insanlardan uzaklaşırım nadiren. Ve kesinlikle yazarım. Kağıda dökerken kullandığım, tükenmez kalemin mürekkebinden ziyade içimdeki gereksiz zehirdir. Okuyanlar üzülmesin. Zehir akıtılınca çıkıp gider. Üstüne düşünüp üzülmeye gerek yok. Yazdıkça yerine gelir ruh sağlığım. Keyfim yokken en sevmediğim durum, ısrarla yanımda olmaya çalışılması. Kendimi toparlamaktan ziyade ateşle yaklaşma tabelasına alev alev yaklaşan…

Bugün 24’ü Ayın

Doğum günündü dün. Geldiğimden beri ilk defa bugün gösterdi yüzünü güneş gül yüzün hatırına.
Turkuaz aradı, sohbet ettik biraz, senden bahsetmedim. “Orada da mı ya!” derdi söylesem çünkü dinleyen herkes bıktı senden ama ben anlatmaktan sıkıldım diyemem.
Burada da geçen sene olduğu gibi her milletten insana anlatıyorum seni. “Nasıl bitti?” sorusunun cevabına şaşkınlar çünkü “Bitmedi”.
Başlamayan şey biter mi?
Belki en büyük hatamdır o gün o tekneye binmemek. Belki de verdiğim en doğru karardır.
Kuzey yıldızlarının altında bir bardak çay içer miydim o akşam yanında olsam?
Bir an olsun kalbimden silebilir miydim seni?
Bir insan aynı beş harfi kaç defa yazıp silebilir hem de kağıt kalem olmadan?
Daha fazla soru sormasam; kalbine olmasa da defterine yazar mısın adımı?
Rotring’in icadından beri “0,5 ucu olan var mı?” sorusunun sorulduğu kadar güzel geçsin yeni yaşın.
Ben yine 0,7 uçlu Faber kullanacağım sensiz.
Başlıkları tükenmez kalemle atacağım.
Tükenmez kalemlerimin tükendiği her anda, …

Can

Bir başladın mı duramıyorsun can. Gitmelere doyamıyorsun.
Hayat sevdiklerinle toz pembe ya, toz pembeye katlanamıyorsun.
Belli zoru seviyorsun sen. Çayı kahveyi de şekersiz.
Memlekette terliyor, gurbette titriyorsun.
Bir ortayı bulamadın can.
Oturup ders çalışıyorsun biraz. Sonra sıkılıp kitap okuyorsun. Güneş bulunca çıkıp koşuyorsun ama fazla nemde duramıyorsun.
Seviyorsun çok sevmeyi. Çok sevilmek istemiyorsun.
Heveslisin öğrenmeye, aferin. Ama öğrendikçe cahil hissediyorsun. Ne çok şey bilmiyorsun can. Bilmemeyi yeğlemiyorsun.
Var mı vaktin istediğin her şeyi öğrenecek kadar?
Hani hayallerini gerçekleştirecek kadar falan?
Daha kendinden küçükleri gördüğünde gönül rahatlığıyla "Bende böyleydim" diyemiyorsun.
Belki çok aynıydık. Ama biraz da farklı...
Hayata sınava geldik diyor, liseden beri kopya çekmiyorsun.
Yorulunca çok uyuyorsun. Uyanınca uyuduğuna pişman oluyorsun.
Yazıyorsun bazen. Bazen de çok susuyorsun.
Seni aramayanı aramıyorsun, anlarım can. Ama sen arayanı da …

Gündüz-Gece

Dostları ve aileyi özlemek gibi gündüz bugün. O kadar uzun. Gece yarısı hala biraz da olsa aydınlık hava.
Sevdiklerim bu aydınlıkta yıldız olup parlayacak kadar ışık saçar. Bilmiyorum yıldızlar mı oturduğum yerden daha uzakta yoksa sevdiklerim mi şimdi. Sarılma anlarına yaklaştıkça uzuyor sanki saatler. Aramıza girecek günler hain ve bir o kadar da güzel, parıldayarak bakan bir çift yeşil göz gibi.
Terk edenlerin terk edişleri koymadı hiç. Sınavsız geçtiğim zor bir ders hissiydi iliklerime kadar hissettiğim. Ve öğrendim, çok karmaşık zannettiğimiz sevgilerin gözümüzü alan ışık kadar sıradan olduğunu.
Dostları anlatmak içinse tek kelime yeterliydi dostun anlamını kavradıktan sonra: Dostlar, dostlar. Kavradıktan sonra bir şeyi tanımını okumak gereksiz. Çünkü önünde sonunda bir insan yazıyor anladığını sözlüklere. Neyin ne olduğunu bilen biri. Uzman. Ve sevdiklerim uzmandır gerçekten sevmekte.
Bu ara ne gidesim var ne kalasım. Yalnızlığımın tadı şekersiz içtiğim kahve kadar güzel geliyor…

Sorumluluk

İyi de ben artık istediğin zaman kızabileceğin biri değilim ki. Bu rahatlığı birine vermeyeli uzun zaman oluyor. Sen bugünkü gibi hep gül. Yok yere hıncını benden çıkarmaya çalıştığın zamanlar seni önemsemem mümkün değil. Dertlerini anlatırsan dinlerim. Ama çözmeye çalışmam. İstesem de karışabileceğim şeyler değil çünkü.
Aslında dertlerin dünyada olup bitenlerin yanında dert bile değil ve benim dünyada olup bitenlerin haricinde bir şeyi dert ettiğim yok.
Sokakta soğuktan, doğduğu şehirde açlıktan ve savaşta yok yere ölenlerin sorumluluğunu taşıyorum omuzlarımda. Bunu bilip de gözlerimin rengini unutan biri için üzülemem! Ela benim gözlerim. En az senin kahven kadar alacalı.
Gözlerimi kapattığımda görüyorum gözlerini. Sen gözlerini kapattığındaysa tek gördüğün şey karanlık. Aydınlıklarda görüşmek umuduyla…

Bir gün kendini mutlu hissetmek için herkesin mutluluğunu şart koşarsın kendine belki. Ve belki o zaman sen de gözlerini kapattığında gözlerimi görürsün.

Eksi Yirmi

Mesafeler bizim için içten bir kucaklaşmaya bahanedir demiştim giderken. Kimseyi kalbimden çıkarmadım ben. Uzaklaştığım oldu birilerinden ama unutmadım hiç. Aslında unutmaya da çalışmadım.
İlk defa bu kadar sevdiklerimden uzak ve bir o kadar da kendime yakınım. Fark ettim de hiç de fena biri değilmişim. Kahve içiyorum kendimle. Kitap okuyorum. Film izliyorum arada. Eskiden sadece sinemada izlerdim. Gidemiyorum şimdi. Sonra "Ders çalışman lazım" diyorum kendime. "Evet doğru" deyip ders falan çalışıyorum yine kendim. Laftan sözden de anlıyorum bak.
Yalnız ben sevmeyi çok özledim. Anladım ki kendi dilinle iletişim kurmadığın zaman sevemiyorsun o kadar çok. Seviyorsun biraz ama o kadar değil. Ya da ben yapamıyorum.
Kız çok güzel, (yok bu az geldi) kız çok çok güzel, kibar, iyi ve daha bir sürü şey. Ama olmuyor. Geçen yine kahve içiyoruz. (Kendimle değil bu arkadaşla) "Yürüyelim mi?" dedi. Hayır dedim. Bozuldu. "Kahveden sonra ne yapacağız?" diye sor…

Şarkılar

Sararıp dökülmüş yaprakların üstüne bastığımda çıkan sesle duyduğum his tam olarak kemik kırılması. Kaburgalarım çatırdıyor sanki. İçindeki kalbimi hissetmiyorum artık. Kararmış olamaz eminim ama kırmızı da değil. Beyaz da olamaz yaşanmışlıklar var: Saydam olmalı…
Unutkanlığım yoktur pek. Ama yaptığım hiç bir iyiliği ve kötülüğü hatırlamıyorum. Kafamın içinde gelişi güzel farklı farklı şarkılar çalıyor. Dinlediğim her şarkıyı hatırlıyorum. Hayır, unutkan olamam.
Soğuğu eskisi kadar hissetmiyorum ama bazı şarkılar da eskisi kadar sıcak gelmiyor. Bazen yolda tanıdık birini görüyorum, selam veriyor karşılık veriyorum ama adı aklıma gelmiyor. Hatta birine benzetmiştim ben bu arkadaşı diyorum, o benzettiğimin adı da aklıma gelmiyor. Yokluyorum hafızamı: Farklı zamanlarda başka kızlar için diğer her kızı aklımdan sildiğim günleri. Hayat ne tuhaf… Şimdi o zamanın vazgeçilmezlerini hatırlayamıyorum. Mesaj atsalar sen kimsin diyecek kadar yitik anılarım. Ama unutkan olamam. Şarkılar susmuyor ç…

Geleceğe Dönüş

Geceler uykuyu çok gördü bana hep. Sevemedim geceleri. Mutluluğumda mutluluğumu uykuya teslim etmek istemedim diye uyumadım; mutsuzluğumda dar geldi yatak, uyku tutmadı. Barışık değiliz. Akşamlarsa "Sunumu sen yapacaksan bizim gruba gel" diyen sınıf arkadaşı kadar menfaatçi.
Yeteneğin var denmesi iltifat değil, emeğime hakaret benim için. Ne tuhaf şey okumak... Az iş olunca hemen biter deyip de başlamıyorsun da çok olunca da işler yetişmiyor ya. Pratik isteyen işlerin bilimine kırgınım.
Yaparsın sen de denmesin artık. Mecbur olunca her şeyi yapıyor insan. Mecburiyetin esaretine küfrü çok görüyorum. Etmeyelim hiç küfür. Burada en çok da "Onun da dediği gibi" denmesini sevmiyorum. İngilizce kurduğum her cümle yalan geliyor, içime sindiremiyorum. Rica ediyorum sözlerimi kanıt göstermeyin.
Sıfırın altında derecelerde hüzün yanıyor içimin sobasında. Buna rağmen ellerim üşüyor. Karın üstünde köyden okula yürüyen çocuğun elini tutmak istiyorum memlekete gidip. Sıcak havad…

Çok Aynıyız

Aslında hepimiz aynı hayatı yaşıyoruz… Doğduktan hemen sonra hepimiz ağladık mesela, çok geçmeden 7'den 70'e herkes güldürmek için çeşitli oyunlar yaptı bize; güldük. Yeteneklerimiz de aynıydı: "Aguu-buguu" diye çıkardığımız ses, ilk ortak bestemizdi bizim. Biraz daha büyüyüp oturabildiğimizde; farklı parklarda bile olsa kumdan pasta yaptık birlikte. Şarkıcı, söz yazarı, pastacı ve heykeltıraştık şimdiden. Yaşımız 3-4 iken amatör bir ressam olduk hepimiz.
Sonra okul başladı… Sanat hayatımıza bir süre ara verip okula gittik. Anasınıfı, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite... Hemen hemen hepimiz hala okula gidiyoruz. Okulda ya da mevcut sosyal ortamınızda sizinle aynı hayatı ve aynı gelişme dönemlerini yaşadığını düşünmediğiniz, kendinizden üstün gördüğünüz biri olabilir. Özellikle bu gözünüzde büyüttüğünüz kişi karşı cins ise ondan çekinir, etrafınızdayken heyecanlanırsınız. Tebrik ederim, âşıksınız. Onunla hep konuşmayı isteyecek ancak ya konuşamayacak ya da konuştuğu…