27 Eylül 2016 Salı

Keyifsiz

Bazen keyfimizin yerinde olmadığı anlar olur. Açıkçası benim keyfim neredeyse hep denecek kadar yerinde. Yormuyorum, üzmüyorum kendimi üzünülmeyecek şeylere. Bunun bir kaç nedeni var. En büyük nedeni ise dünyada derdini çözmeye gücü yetmeyen birçok insan varken kendi dertlerimden dolayı üzülmeyi kendime hak görmediğim için.
Ancak ilk paragrafta da belirttiğim gibi bazen keyfimizin yerinde olmadığı anlar olur. Ben keyfim yerindeyken paylaşırım. Enerji paylaşılan ve paylaştıkça güçlenen bir şey. Aynısı negatif enerji için de geçerli. İşte böyle anlarda negatifi paylaşmamak için insanlardan uzaklaşırım nadiren. Ve kesinlikle yazarım. Kağıda dökerken kullandığım, tükenmez kalemin mürekkebinden ziyade içimdeki gereksiz zehirdir. Okuyanlar üzülmesin. Zehir akıtılınca çıkıp gider. Üstüne düşünüp üzülmeye gerek yok. Yazdıkça yerine gelir ruh sağlığım.
Keyfim yokken en sevmediğim durum, ısrarla yanımda olmaya çalışılması. Kendimi toparlamaktan ziyade ateşle yaklaşma tabelasına alev alev yaklaşanlara inat patlamamak için gösterdiğim çaba yoruyor beni. Biri yanımda olup benle üzülürse ertesi gün ben kendimi toparladıktan sonra onları üzdüğüme üzülüyorum.
Buna hiç gerek yok ki. Ben hangi yükle hangi limana gitmem gerektiğini biliyorum. Anlattığımda üzülecek değil gülerek akıl verecek, uykusu kaçmak yerine uykusu geldiğinde iyi geceler diyip uyuyacak dostlara gidiyorum. Kimseye zarar vermemek aksine kendime ve karşımdakine bir şeyler katmak için çabalıyorum.
Kısa vadeli amaçların basitliği ve uzun vadeli amaçların zorluğu arasında bocaladığım nadir anlar olabilir. Üç ayda bir gün müsaade ederseniz kalabalık içinde yalnız hissetmektense bir göz odada tek başıma olmaya çabalıyorum. Kafamı toparlamak için...

En sevdiğim şarkı sözü: “Mutsuzum ama keyfim yerinde.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder